Pozitivist Modellemenin İlk Katili: Karl Popper
1. Sınırlandırma Ayracı Problemi
Tarih boyunca insanın bilme arzusu ile gözlemler yapması, gözlemleriyle edindiği bilgileri kullanması ve bilgi temelinde hayatını düzenlemesi; en radikal dogmatik grupların dahi bilgiden vazgeçememesi ve onu en basitinden üzerindeki kıyafette, ayağındaki terlikte ya da elindeki silahta dahi kullanıyor olması gösteriyor ki; bilgiye olan rağbet ve bilginin kullanımı işe yarıyor, hatta bilgisiz bir yaşam düşünülemez. Günümüzde bilgi üretim yollarından en güveniliri olan bilim, bilimle doğrudan ilişkisi olamayan âmi tabakanın dahi talep nesnesi oluyor. Hal böyle olunca bilme/bilimsellik iddiasını reklamlarda göze batarcasına görüyoruz. Doktor ünvanlı beyaz önlüklü satıcılardan, fal bilim merkezlerine kadar bilimsellik etiketiyle kimi ürünler pazarlanıyor. Bilim etiketi, güven sağlayıcı bir araç olarak ürünün veya hizmetin üzerine yapıştırılmaya çalışılıyor. Aynı problem ile 19. yüzyıldan itibaren karşılaşıyoruz. 1833’te ortaya çıkan ‘scientist’ kavramıyla doğa filozoflarının yaptıkları şeyin artık felsefeden farklılaştığı ve ayrıldığı kabul edilerek genel felsefe fakültelerinin yerini üniversiteler almaya başladı. Fakat üniversitelerin kapısından kim geçecek ve kim bilim yuvası dâhilinde bir bölüm olarak yer bulacaktı? Yani bilim politikalarının kısıtlı yatırımı kime yapılacaktı? Bilen ve bilmeyen, bilim ve bilim olmayan ayrımını nasıl yapacak ve -daha ileride karşılaşacağımız- sahtebilimi nasıl tespit edecektik?
Sınırlandırma ayracı problemiyle ilgilenen August Comte bu hayati meselelerin çözümünü bilimin ilk embriyonik örneğine bakmakta, bilimin arkitektoniğini çıkarmakta buldu. Bunun için 1687’de yayımlanan Newton’un Principia’sına baktı. Bu eserin sunduğu bilgi diğer bilme iddialarında olandan farklıydı. Bir anektod ile anlatacak olursak “üç vakte kadar şöyle böyle olacak” demiyor, 3 saniye sonra gibi bir kesinlik ile ne olacağını tam olarak söylüyordu. Açıkladığı şey nesnelerin hareketiydi ve bunu kütlesi olan her nesneye genelliyor, hesap ile gösterip açıklıyor, öngörüyordu. Yaptığı hesap gerçeklikle örtüşüyordu, evrenseldi, bir kalemi de Ay’ı da açıklıyordu, teoriyi anlayan herkes bu hesabı yapabiliyor ve inanmazsa tekrar edebiliyordu. Comte bir “tersine mühendislik” çalışması gibi bu başarılı bilim örneğinin şablonunu çıkarmak için çalıştı, Newton’ı örnek alıp modelledi. Bilimlerin yöntemde birleştiğini söyleyen Comte, bilimsel yöntemi olgulardan teoriye ulaştığımız sabit bir yöntem olarak tasavvur etti.
2. Naif Tümevarımcılık
Pozitivizmi güçlendirmek adına 20. yüzyılda naif tümevarımcılık boy gösterdi. Bilimin gözlem ile başladığı; bu gözlemin hasarsız duyu organlarıyla, dürüstçe, kayıt alınarak yapılabileceği, teorinin olgulara inerek doğrulanabileceği söylendi. Neopozitivistlere göre;
- gözlem sayısı çok olmalı
- gözlemler hep aynı şekilde sonuçlanmalı
- farklı koşullar dahilinde de aynı sonuca varmalı
- hiçbir gözlem teori ile çelişmemeli idi.
Onlara göre tümevarım bu koşullar sağlandığında meşruiyet kazanırdı. Bilimin tümevarıma dayandığını, sınanabilirliğin ise tümdengelim ile gerçekleştiğini düşündüler (bkz. Şekil 1).
Şekil 1. Naif tümevarım modeli. t1 zamanında, y1 mekânında demir çubuk ısıtılınca genleşir. t2, t3, t4 gibi farklı zamanlarda, y2, y3, y4 gibi farklı mekanlarda da demir çubuk ısınınca genleşir gözleminden hareketle demir çubuklar ısıtılınca genleşir, metaller…, katı nesneler …, tüm nesneler ısıtılınca genleşir önermelerine geçiş. Bu empirik önermeleri sınamak için pozitif olana yani beş duyuya hitap eden olgusal zemine inilir.
3. Tümevarım Umutsuz Vaka…
Bilimde molekül, toplum, psişe, proleterya gibi kavramlar kullanılıyordu, ama bunları dışarıda gözleyemiyorduk. Oysa bilimin gözlem ile başladığı iddia ediliyordu. Bilimin gözlem ile başladığını düşünen pozitivistlere gelen ilk soru şuydu: Neyi gözlemleyeceksin? Varsayım olmadan gözlem olmaz, gözlem için bir odak lazım. Odağı nasıl belirleyeceğiz? Problem ile… Popper, bilimin gözlem ile değil problem ile başladığını, Newton’ın da Einstein’ın da bir problem ile yola çıktığını söyleyerek pozitivistlerin “Bilim gözlemle başlar.” sayıltısını yanlışladı.
Neopozitivistlere göre meşru bir tümevarım için çok sayıda gözlem yapılmalıydı fakat bu çokluğun ne kadar olduğu hep bir muamma olarak kalıyordu. Torbadan çekilen 1 milyon beyaz top, 1 milyon birinci topun rengi hakkında bilgi vermiyordu. O 1 milyon top ile yapılan gözlem, ardından gelecek 1 milyon birinci-ikinci-üçüncü topları kapsamıyordu, yani 1 milyonluk bir örneklemi bütüne taşıyamıyorduk. Tümevarım kendini meşrulaştıramıyordu. Günlük hayatta önyargı olan şey, bilimde nasıl yöntem olarak kullanılabilirdi? Sınırlı sayıda deneme yaparak doğrulamacı bir anlayışla nedensellik ilişkisi çıkarsayamazdık, oysa bilim nedensellik açıklamaları veriyordu.
Tümevarımın bir diğer hatası olasılık hatasıydı. 1 milyon top bulunan torba içinde 0.999’luk bir oran ile çekilen her topun beyaz olacağı önermesini yanlışlamak neredeyse imkansızdı. Çekilen toplardan önermenin negatifini destekleyen her bulgu, 0.001’in içinde değerlendirilebiliyordu.
Bunların dışında; bilimin bünyesinde sayısız hipotez barınır, hatta bu hipotezlerin bir kısmı birbirleriyle çelişirken tümevarım modeli hipotez ve teorileri dallandıramıyor, farklı farklı hipotezler sunamıyordu. Neyse ki bilim bu şekilde çalışmıyordu. Naif tümevarımcı modellemede bu tür hatalar çıkıyordu, çünkü bu yanlış bir modeldi.
4. Popper’ın Bilim Modeli
Kendi bilim modellemesini oluştururken Popper’ın aklındaki soru, “Gelmiş geçmiş en güvenilir teori bile çöküyorsa bilim nedir?” sorusuydu. Nitekim Newton 1905’te teorik olarak, 1919’da deneysel olarak yanlışlanmıştı. Bunu gören Popper bilimin algoritmasını çıkarırken Einstein’a bakıyordu. (Comte aynı amaç için Newton’a bakmıştı.)
Olgulardan teorinin üretildiği tümevarımcı yaklaşımın meşrulaştırılamaması, bir önceki bölümde bahsedilen tüm hataları; onun yanlış olduğunu gösteriyordu. Bilimin tümdengelimsel yanlışlama üzerinden sınamaya dayandığını belirten Popper; teorilerin nereden geldiğinin bir önemi olmayıp bunun bilim felsefesinin dışında bir konu olduğunu, önemli olanın teorinin bilimselliği olduğunu söyler. Asıl soru, “Bu teori bilimsel mi, değil mi?” sorusudur.
Popper’ın bilim modeline (bkz. Şekil 2) göre bilim bir problemle (P1) başlar. Bu problemin varlığı temel bir hipoteze (H0) dayanır ve ancak temel varsayımların ışığında görünür. Mesela ampulün bozuk olduğu problemi, “Düğmeye bastığımda ampul yanar.” varsayımının yanlışlanması ile keşfedilir.
İkinci adımda probleme ilişkin yanlışlanabilir hipotezler öne sürülür. Bunlara çözüm denemeleri (ÇD) denir. Bu çok sayıda hipotez ilkece sınırlı değildir fakat hepsi yanlışlanabilir olmalıdır.
Üçüncü adım hata elemesidir (HE). Sunulan çözüm denemeleri sınanır, yanlışlananlar elenir. Hata elemesi dört boyut ile kendini gösterir:
I. Sunulan hipotez, içinde çelişki barındırıyor mu? İçinde çelişki barındıran hipotezler bilimsel değildir, elenirler.
II. Sunulan hipotez empirik olarak sınanabilir mi veya teori içinden empirik önermeler çıkıyor mu? Bu noktada teorinin/hipotezin bilimsel olup olmadığı incelenir. Sınanabilir olmayan hipotezler elenir. İçinden sınanabilir hipotez çıkaramayan teoriler bilimsel değildir.
III. İlk iki boyutu geçen hipotezler karşılaştırılır, sıralamaya konulur. Bu sıralama önce hangisinin sınanacağının sırasını oluşturur. Eğer tüm koşullar eşit ise önce yanlışlanması basit olan hipotezin sınanması uygundur.
IV. Türetilmiş sonuçlar empirik uygulamalarla sınanır.
Hata elemesi sonrası, sınamalardan yanlışlanmadan geçen hipotez/teori (T), daha sert sınamalardan geçirilir.
Bu teorinin ışığında yeni problemler (P2, P3, …) doğar, yeni problemler yeni hipotezleri gerekli kılar. Teori sadece bir problemi aydınlatıyorsa bile değerlidir, problemler ağını aydınlatıyorsa daha değerli, problemler ağını aydınlatıyor ve en az bir problemi çözüyorsa çok daha değerlidir. Yeni karşılaşılan problemlerin çözümünde önemli bir nokta, teorinin yeni problemleri çözerken eski problem ya da problemleri hala çözebiliyor olmasıdır.
Şekil 2. Popper’ın bilim modeli. H: hipotezler, P: problemler, Ç.D: çözüm denemeleri, H.E: hata elemesi, T: teoriler
Popper, “amipten Einstein’a kadar” bütün yaşamda problem çözmenin bu şekilde işlediğini söyler. Bilim ise bu problem çözme tarzının rafine hali, bu yöntemin bilinçli kullanımıdır. Bununla birlikte Popper, günlük polemiklerde kullanabileceğimiz bir soruyu bize hediye eder: “Her ne olursa iddiandan vazgeçersin?”
5. Asimetri
İlk bakışta doğrulamaclık ile yanlışlamacılığın farkı net görünemeyebilir. Doğrulanmış olan yanlışlanmamış, yanlışlanmamış olan doğrulanmıştır gibi bir yanılsamaya kapılmamak gerektir. Zira tümevarımın temel problemini hatırlarsak bir teori için 1 milyon doğrulamanın aslında bize yeterli bir şey söylemediğini anlayabiliriz. Sınırlı sayıda deneme ile bütün hakkında bir çıkarımda bulunmak mantıklı değildir. Oysa tek bir yanlışlama bize kesin bir bilgi verir: Teori yanlıştır. İçinde barındırdığı tüm topların beyaz olduğu varsayılan bir torbadan çekeceğim tek bir siyah top, tüm topların beyaz olduğu varsayımını çürütecektir. Yani diyebiliriz ki bir yanlışlama, sayısız doğrulamaya bedeldir. Terazinin kefesindeki tek bir yanlışlama örneği, diğer kefesindeki milyon doğrulamadan ağır gelecektir.
Doğrulamacılık ile hareket edilecek olunursa kurguyu doğrulayacak bir örnek illa bulunur veya uydurulabilir. Ama yanlışlamacılıktan kaçış mümkün değildir. Bu yüzden ciddi bir meydan okuma yanlışlama üzerinden gerçekleşir. Tıpkı Einstein’ın teorisini sunarken, eğer yanlış ise çöpe atılması gerektiğini söyleyip onu yanlışlayabilecek durumların neler olduğunu göstermesi gibi... 1919’ da Einstein’ın deneysel olarak sınamalardan yanlışlanmadan çıkması ile Newton fiziğinin yanlış olduğu artık aşikâr hale geldi. Evet, Newton yanlış fakat görülebileceği gibi bir kalemi bırakıp yere düşmesine izin verirsek ve bunu milyon kez yaparsak Newton’ı milyon kez doğrulamış oluruz. Hatta yerçekimi kuvvetine zıt yönde süzülmüyorsak, sadece bulunduğumuz yerde sabit kalarak Newton’ı her an doğrulamaktayız. Ama Newton yanlış…
NOT: Bu yazı, Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe Bölümü dâhilinde verilmekte olan FEL312 Bilimsel Düşüncenin Tarihi dersinde Doç. Dr. Ömer Faik Anlı’nın anlattıkları ışığında yazılmıştır.
Kullanılan iki görsel, tarafımdan, Word üzerinde çizilmiştir.
Kullanılan iki görsel, tarafımdan, Word üzerinde çizilmiştir.
25.05.2018
Ensar

Yorumlar
Yorum Gönder